Gözün aydın Türkiye! Siyasetçisinden bürokratına herkes BTP’li olmaya başladı. Cümlesi, birinci adımlarını atıyor. İlk adım “gizli BTP’li” olmak, BTP’ye içten içe hak vermektir; bunun devamı ise “açık açık BTP’li” olmaktır. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, nasıl BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin Milli Ekonomi Modeli’ni gizli gizli okuyup sanki kendi malıymış gibi halka pazarlıyorsa veya BTP’ye iltihak etmiş gibi açık açık konuşuyorsa; son dönemde adeta herkes BTP’li olmuş vaziyette… Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürü de bu “gizli BTP’liler” kervanına katıldı. Önceki gün MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer kardeşim de, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde ısrarla altını çizdiği “milletimizin altın kaynağı”nı yineliyor. MTA Başkanı Üzer,”Bütün yer bilimciler 6 bin 500 ton civarında altınımız olduğuna inanıyor, MTA olarak biz de inanıyoruz” diye konuşuyor. Prof. Dr. Baş, bugüne kadar ısrarla gizlenen bu “altın” kaynağımızı yıllar öncesinden milletimize deklare etti. Milli Ekonomi Modeli’nin kaynakları arasında detaylı olarak zikretti (Bkz; age., s. 303–310). Prof. Dr. Baş, Türkiye, 6 bin 500 tonluk altın rezervi ile dünya sıralamasında Güney Afrika’dan sonra 2. sıradadır, diye sağır sultanların bile işiteceği perdeden anlattı. Beceriksiz siyasetçiler, Türk milletini hazine üstündeki dilencilere çevirdi, diye yürek yangınıyla haykırdı. Birçokları burun kıvırmıştı… Fiskos yapmışlardı. Prof. Dr. Baş’ın ifade ettiği gerçeklere sırtlarını çevirmişler, IMF ve sair elin gâvurlarının kapılarında dilenciliği tercih etmişlerdi… Prof. Dr. Baş, bu kafayla, bu anlayışla Türkiye iflah olmaz demişti. Kadere bakın ki, sadece Türkiye değil, yerli aymazlarımızın güya sırtlarını dayadıkları liberal kapitalist dünya bir bütün olarak batıyor; öncü ve artçı şokları hisseden devletler, Prof. Dr. Baş’ın öngördüğü bilimsel esaslara ve ekonomik enstrümanlara sarılıyor. Biraz iz’anı veya ilim haysiyeti olan insan, Prof. Dr. Baş’ın haklılığını idrak etmek için dünyanın batması mı gerekiyor, diye sormaktan kendini alamıyor. MTA Başkanı, niye şimdi konuşuyor; 6 bin 500 ton altınımız varmış… Öğleden sonra Günaydın! 6 bin 500 ton altın; kaç katrilyon TL eder? Çarpın bakalım; kıymeti ortaya çıksın… Hesap makinesini bile alamıyor bu rakamları! Bu altının sahibi milletimiz ise, açlık ve yoksulluk içinde! Yazık değil mi?! Prof. Dr. Baş, ben Türkiye’min kaynaklarıyla her Türk vatandaşına 500 YTL “vatandaşlık maaşı” vereceğim, her ev hanımına vatandaşlık maaşının yanında 500 YTL de “kamu işçisi statüsünde” ev hanımı maaşı bağlayacağım, gençlere 250 YTL gençlik maaşı vereceğim, derken; hesabı kitabı açıktı, ayan beyandı… Bugün yaşanan “ekonomik batış”tan kurtulmanın yollarından sadece biriydi bu proje… MTA Başkanı, bu projelere burun kıvıranlara neden dün, bu yaptığınız ayıptır, sadece altın rezervimiz Prof. Dr. Baş’ın dediği gibi milletimizi kıyamete kadar bir eli yağda bir eli balda bakar, demedi?! Prof. DR. Baş’ı anlamazlıktan gelen aymazlara devlet, millet ve ilim adına niye çıkışmadı?! Tamam, geç de olsa şimdi gerçekleri söylüyor… Ama bu milletin heba edilen yıllarının, borç ve faiz batağının, milyonlarca işsizler ordusunun çektiği ve çekmeye devam ettiği sıkıntıların vebali kimin sırtında?! Bu büyük vebal, sadece iş bilmez siyasetçilerin sırtında değil; aynı zamanda siyasi endişe veya ikbal beklentisiyle gerçekleri zamanında ifade etmeyen bürokrat ve aydınlarımızın sırtındadır! MTA Başkanı Üzer, hala Başbakan R. T. Erdoğan’ın gölgesinden kurtulabilmiş değil… Niye diyeceksiniz? Diyor ki, “ 6 bin 500 ton altınımız var; vatandaşlar da arasın, kazma kürek arasınlar”. Bu yaklaşım, Erdoğan’ın, “ne yapsın vatandaş, sen ona saldırırsan o da pompalı tüfekle kendi işini görür, görüyor” mantığının bir izdüşümü değil mi?! Böyle bir mantık, devlete etek giydirmektir, kardeş kavgasına davetiye çıkarmaktır. MTA Başkanı, kazma–kürek çağrısı yapacağına, yüzlerce bilim adamının yaptığı “Prof. Dr. Baş’ın modeli, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır; artık başka çıkar yol da yok” çağrılarının benzerini tekrarlasa; daha ilmi, daha gerçek ve daha faydalı bir çağrı yapmış olur. Böyle bir çağrı, partizanlık manasına da gelmez. Böyle bir çağrı, Türkiye’nin kurtuluşu adına milletimizi ilmin ve aklın öngördüğü gerçeğe çağrıdır… Gerisi işsizliktir, kıtlıktır, faizdir, borçtur, iflastır, batmaktır, yok olmaktır. M.Emin Koç--TUNALIM..
3:40 AM - 11/20/2008 - {0} -
–1 Başbakan Recep Erdoğan’ın MHP’ye ait olduğunu söylediği slogan için MHP lideri Bahçeli, “Ya sev ya terk et” sloganı bize ait değil, dedi. *** –2 Bunun üzerine harekete geçen ZÜHA (Zühtü Haber Ajansı) araştırmacı karıştırmacılık örneği göstererek önde gelen partilere ait benzer sloganları ortaya çıkardı; AKP SLOGANLARI –3 Ya Sus ya ananı da al git! –4 Ya Analar gibi satarım ya babalar gibi satarım! –5 Ya Türkiye’yi pazarla ya milleti azarla! –6 Ya IMF’yi sev ya koltuğu terk et! –7 Ya Tarım yap bat ya tarım yapma bat! –8 Ya Sandığı oylar doldursun ya gözünü toprak doyursun! –9 Ha Unakıtan başa Ha IMF leşe! –10 Ya Sandıkta Akepe ya yeşil kart çöpe! –11 Ya İsrail ya Azrail! –12 Ya Sayın Öcalan ya Sayın Barzani! –13 Ya Ergenekon ya Meclis’e kon! –14 Ya Denktaş başa ya Annan leşe! –15 Ya Babacan ya Memecan! –16 Ya ABD ya arbede! –17 Ya Temmuzda kömür ya sizlere ömür! –18 Ya Dengir Fırat ya denginle yat! CHP SLOGANLARI –19 Ya Deniz ya Baykal ya Deniz Baykal! –20 Ya Laiklik ya ölüm! –21 Ya AKP başa ya Baykal şaşa! MHP SLOGANLARI –22 Ya Ecevit ya Ecevit –23 Ya Erken seçim ya erken seçim –24 Ya Şehitler ölmez vatan bölünmez ya Öcalan ölmez koalisyon bölünmez! BTP SLOGANLARI –25 Ya Haydar Baş başa ya perişan yaşa! –26 Ya İş Aş Haydar Baş ya işsiz aç dolaş! –27 Ya Milli Ekonomi Modeli ya Titanik Gemisine binmeli! –28 Ya Vatandaşlık Maaşı ya musalla taşı! –29 Ya Bağımsız Türkiye ya elveda ülkeye!
NEREDE HABER ORADA YORUM –30 Fehmi Koru “Erdoğan PKK’nın istediğini yapıyor” dedi. –31 Aslında Türk Milleti dışında herkesin istediğini yapıyor! *** –32 Political Researcher Strateji Geliştirme Merkezi tarafından yapılan anket, Türk halkının hükümete olan güveninin önemli oranda azaldığını gösterdi. –33 Bu anketin sağlıklı sonuç verebilmesi için mutlaka Cumhurbaşkanlığı seçimi ile çakışan genel seçim öncesinde yapılması gerekir! *** –34 Kanada’da, “Büyük Mike” olarak çağrılan bir mahkûm, hücresine sığamayacak kadar şişman olduğu için tahliye edildi. –35 Kanadalı kafası işte! Hücreyi büyüteceğime mahkûmu gönderiyor! *** –36 Hükümet çiftçiye dört koldan destek kararı aldı. –37 İki kol tabutun önünden iki kol da arkasından tutacağı için mecburen dört koldan destek gerekiyor tabi! *** –38 Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s, Türkiye’nin görünümünü, durağandan, negatife çevirdi. –39 Hala bir şeylerin görünebilmesi iyi tabi! *** –40 Erzincan’ın merkeze bağlı 570 nüfuslu Altınbaşak beldesinin CHP’li Belediye Başkanı Ercan Bektaş, işsizliğin önüne geçmek için kaldırım ve yol yapım çalışmalarında işsizleri sırayla çalıştırmaya başladı. –41 CHP’nin ekonomiden anladığı ancak bu kadar olur zaten! 10 kişiye 500’er YTL vereceğine 100 kişiye 50’şer YTL verip 90 kişiye iş bulmuş oluyor! –42 Bu gibi durumlar için atalarımız “Boş duracağına beleş çalış” demişler!
Zühtü Kazancı--TUNALIM...
1:23 PM - 11/19/2008 - {0} -
Tarih sahnesinde var olabilmek öyle kolay şeyler değildir. Hele de yaşadığımız çağda, ayakta kalmak çok zor olmaya başlamıştır. Bırakın devlet olarak ayakta kalmayı, şirket, grup yada aile olarak bile ayakta kalabilmek gayet zor olmaya başladı. Huzur ve barış içerisinde yaşayabilmek için de koruyucu bir devlet çatısına mutlak ihtiyaç vardır. Devletsiz milletin varlığını koruması asla mümkün değildir. Fertten topluma herkes devletin bekasını her türlü menfaatlerin önünde görmeden de O milletin huzur bulması yada devletin ayakta kalması mümkün değildir. Devletin bekasını sağlayacak olan; Milletin kendisidir…
Peygamber Efendimiz (sav), bir beldeye tayin ettiği valiyi uğurlamak üzere orada hazır bulunur. Vali, yükünü yüklemiş, gerekli talimatları almış, ailesi ve dostlarıyla vedalaşırken son anda valinin çocuğu babasına sevgi gösterisinde bulunmaya kalkışır. Babası çocuğunu azarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hemen valiyi görevinden alır ve aile ile devlet yönetimi arasıdaki bağı çarpıcı biçimde ortaya koyan şu tarihî sözü ifade buyurur; ”Evladına merhamet etmeyen, halkına hiç merhamet edemez”... Devlet yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak için çok uzaklara gitmeden, toplumun en küçük kurumu olan aile kurumunu incelemek yeterlidir. Aile, toplumun en küçük kurumudur. Reisi, mekânı, kimliği, sorumlulukları, dostları-düşmanları, komşuları, bütçesi, geçimleri için gelir kaynakları vardır. Devlet de böyle değil midir?.. Reisi, idari, hukuki, ticari kurumları, dostları-düşmanları, ilişki kurduğu uzak-yakın komşu devletleri, gelirleri, giderleri, bütçesi, bakmakla yükümlü olduğu milleti ile büyük bir aile yapısını anımsatmıyor mu? Nasıl ki, aile kurumunun dış ve iç tehlikelere karşı korunması için gerekli tedbirler titizlikle uygulanıyorsa, devletin de bekası için aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Hırsızına, yolsusuna, ayyaşına, sarhoşuna karşı aile kurumu nasıl korunuyorsa, devlet de korunmak zorundadır. Fertlere hak ve özgürlük adına verilmeye çalışılan haklar, hiçbir zaman devletin bütünlüğüne ve bekasına zarar vermemelidir. Çünkü devlet bekası; süreklilik, sorumluluk ve güçlülük gerektirir. Savunma politikalarını bu temel üzerine kuran devletler, güçlerine güç katarlar. Onun içindir ki devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur. Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zaafiyete uğramış gibi görünmektedir. Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayasızca katleden devletlerle işbirliğine kalkışıyoruz; hem de onların istek ve arzuları doğrultusunda hareket ediyoruz. Bu şekilde; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedefler göz ardı edilmiş vaziyettedir. AB hayalleri uğruna şu milletin tüketilen değerlerine, uğratılan zaafiyetine baktıkça, insanın ağlayası geliyor. Daha dün atımızın üzengisini öpenlerden medet ummamız, inanın Müslüman Türk vatandaşı olarak kanımıza dokunuyor. Çıkardığımız kanunları, yaptığımız eğitimi, örfümüzü, adetlerimizi, hep onların istekleri doğrultusunda değiştirdik. Yaşantımız, aile düzenlerimiz, hal ve hareketlerimiz, hep onlara benzedi. Dünyaya çare sunan, medeniyet ve insanlık öğreten bir konumdan, onlara el avuç açan, medet uman bir duruma düştük. Tarihin hiçbir diliminde umudu, çareyi Avrupa’dan bu kadar çok beklemedik. Halbuki Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, yıllar önce bu konuda bizi uyarmıştı; “Efendiler!Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için; mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?.. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”Biz, mazisi zaferlerle dolu asil bir milletiz. Şimdiye kadar kimsenin kapısında kul-köle olmadık. Devletler kurduk, yendik, yenildik; ama asla egemenliğimizi yitirmedik. Ne zaman kendimize güveneceğiz?. Ne zaman kudret iksirinin gönlümüzde olduğunu keşfedeceğiz? Güç sende, uzaklarda arama; zira, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Önce Cumhuriyet bayramını kutladık. Sonra 10 Kasım da Atamızı ölümünün 70. yıldönümünde rahmetle andık. Millet olarak yoğun bir Atatürk gündemi yaşadık. Yaşanan bu süreci millet ve devlet adına faydaya çevirmek için şimdi herkesin kendini bu terazide tartması gerekmektedir. Atatürk’ün giydiği, içtiği, yattığı kalktığı şeylerle ilgilenmek yerine; Onun temel görüşleri, fikriyatı ve hedefleri en ince ayrıntısına varıncaya kadar öğrenilmelidir. Genciyle ihtiyarıyla beklide en fazla ihtiyaç duyulacak budur… Yaşanılan sıkıntılı durumlardan kurtulmak için keşke Atatürk aramızda olsaydı demek yerine, Onu anlamaya çalışmak daha akıllıca iştir. Eğer Onun ortaya koyduğu hedefler gözetilirse; göreceksiniz bu Millet nice liderler yetiştirecektir. Unutulmaması gereken şudur; Biz Türkler, dünya Liderleri yetiştiren bir Milletiz… Yeter ki kendinizi keşfedin… Uğur Kepekçi--TUNALIM...
9:25 PM - 11/13/2008 - {0} -
Germany (Almanya)
Almanya'da hükümetin açıkladığı veriler, Avrupa'nın en büyük ekonomisinin resmen resesyona girdiğini ortaya koydu.
Bazı fabrikalar kapanıyor
Alman ekonomisinin yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçüldüğü açıklandı.
Bir önceki dönemde yani yılın ikinci çeyreğinde küçülme yüzde 0,4 civarındaydı.
Makroekonomide reel gayri safi yurt içi hasıla, iki veya daha fazla çeyrek yıllık dönemde arka arkaya azalırsa o ülke resesyona girmiş sayılıyor.
Son rakamlar, ekonomi uzmanlarını şaşırttı. Zira Alman ekonomisindeki daralmanın üçüncü çeyrekte yüzde 0,2 civarında olması bekleniyordu.
Uzmanlar, beş yıl aradan sonra ilk kez ekonomik durgunluğa giren Almanya'da ihracatın önemli ölçüde düştüğünü ve iç tüketimin daraldığını söylüyor.
Geçen hafta Eylül ayında Alman sanayi sektöründe, bir önceki aya oranla yüzde 3,6'lık üretim düşüşü görüldüğü açıklanmıştı.
Federal İstatistik Bürosu yetkilileri, yılın son çeyreğinde de benzer bir tablo görüleceğine dikkat çekiyor.
Bazı uzmanlar ekonomideki kötü gidişin 2009'un ikinci yarısına kadar süreceğini tahmin ediyor.
Bu tablonun, ülkedeki işsizliği daha da artırabileceği kaydediliyor.
Bazı büyük otomotiv şirketleri, talebin azalması nedeniyle üretimi kısma yoluna gitmişti.
Kaynak:BBC.türkish.com.TUNALIM
7:11 PM - 11/13/2008 - {0} -
 BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Hatay’da “Biz dünyaya savaş ilan etmiyoruz. Biz dünyaya ‘Türk milleti nasıl kalkınacak, onu deklare ediyoruz” dedi.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla büyük bir potansiyel taşıdığını dile getirdi. Buna rağmen, başta tarım kesimi olmak üzere toplumun birçok kesiminin büyük sıkıntı içinde olduğuna işaret eden BTP Genel Başkanı, hükümetin vergi politikasını eleştirerek, şunları söyledi: “Geliri düşük olanlardan vergi almayacaksın. 3 kuruş kazanıyor, 2’sini elinden alıyorsun. Bu adam ne yapsın? Sana vergi mi versin, kendi geçimini mi temin etsin? Biz bunu kaldırıyoruz. 100 bin YTL’nin altında geliri olandan bir tek kuruş vergi almayacağız.”
Vatandaş desteklenecek Milli Ekonomi Modeli’nde halkın ‘vatandaşlık maaşı, ev hanımı meslek maaşı gibi sosyal devlet projeleriyle desteklenerek tüketim kabiliyetinin artırılacağını ve böylece piyasanın canlandırılacağını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu sayede hem millet, hem de devlet kazanacak” diye konuştu. Türkiye’nin 3 katrilyon doları bulan yeraltı kaynaklarını, Milli Ekonomi Modelinin getirdiği yeni vergi anlayışını ve devletin yıllardır kullanamadığı senyoraj yani piyasadaki mal ve üretimin karşılığı para basma hakkını 3 temel kaynak olarak gösteren Prof. Dr. Haydar Baş “Yaptırmazlar” diyenlere hodri meydan karşılığını verdi. BTP Genel Başkanı, şunları kaydetti: “Millete gidiyorum, halka gidiyorum. Millet bu yetkiyi verecek, AB diyecek ‘yapamazsın’. Millet bu yetkiyi verecek, ABD diyecek ‘yapamazsın’. Hodri meydan. Halep ordaysa, arşın burada. Seçin görelim, bakalım, yapar mıyız yapamaz mıyız? Biz dünyaya savaş ilan etmiyoruz. Biz dünyaya “Evvela Türk milleti nasıl kalkınacak, onu deklare ediyoruz.”
Tarım kesimi zorda BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş ile vatandaşlar arasındaki sohbetin ana konularından biri de tarım sektörünün içinde bulunduğu darboğazdı. Vatandaşlar hasat mevsiminin sonuna geldiğimiz şu günlerde yaşadıkları sıkıntılara vurgu yaparken Prof. Dr. Baş da partisinin tarım projelerini ve çözüm önerilerini anlattı. BTP Lideri önce hükümetin tarım politikasını eleştirdi, ardından yıllardır izlenen AB ve IMF politikalarıyla tarım ürünlerinin ekilmesinin kısıtlandığına dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş, “Revamıdır şimdi bu. Benim güllük gülistanlık arazilerim boş duracak, ben bunlarda istediğimi istediğim kadar yetiştiremeyeceğim. Bana bunları Avrupalı, ABD’li bire 3 fiyatına ihraç edecek” dedi.
Hükümet şeker fabrikalarını peşkeş çekecek BTP Genel Başkanı, bu sözlerinin ardından AKP Hükümetinin şeker fabrikalarını satma hazırlığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Pancar öldükten sonra şeker fabrikalarını bedavaya satacaklar. Şeker fabrikaları kapandı, çalışmıyor. İşçiler atıldı. Öyle değil mi? Nasıl olsa pancar da yetişmiyor: Ne diyecek hükümet: kardeşim kapalı yerler, makineleri bozuldu, içinin düzeni bozuldu gitti. Bedava fiyatına yandaşlarına peşkeş çekecekler. “ TUNALIM...  MİLLİ EKONOMİ GRUP

5:04 PM - 11/10/2008 - {0} -
Virginia eyaletindeki sonuçların gelmesiyle daha California’da sandıklar bile açılmamışken sonuç ortaya çıktı. Demokrat Parti adayı Obama ABD’nin 44. Başkanı oldu.
Siyah Demokrat Senatör Barack Obama’nın Başkanlığı kazanması, ABD Başkanlık seçimleri tarihine yeni bir ezici zafer daha ekledi. Adayların başkanı seçecek toplam 538 ikinci seçmen, yani delege için yarıştığı seçimde, Obama şimdiye kadar 349 delege kazanmayı başardı. Sadece 3 eyalette seçim sonucu henüz kesinleşmemişken, Obama’nın rakibi Cumhuriyetçi aday John McCain’in kazandığı delege sayısı ise 147. Başkan seçilebilmek için 270 delege kazanmak gerekiyor. Son iki dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 2000 yılındaki ilk seçiminde sadece başkan seçilmek için yeterli 270 delege, 2004’deki ikinci seçiminde ise 286 delege kazanmıştı.
Seçimlere rekor katılım Amerikan başkanlık seçimine katılım oranı yüzde 66 civarında oldu. “RealClearPolitics” adlı bağımsız kuruluşun açıklamasına göre, rekor seviyedeki katılım sonucu Demokrat Barack Obama oyların yüzde 52’sini, Cumhuriyetçi rakibi John McCaine ise yüzde 47’sini aldı. 1960 yılında John F. Kennedy’nin kazandığı seçime katılım yüzde 63,1, 2004’te George Bush’un kazandığı seçime katılım oranı ise yüzde 55,3 olmuştu.
Şimdi ne olacak? ABD’de yapılan başkanlık seçimini Demokrat aday Barack Obama kazandı. Ancak seçim sistemi gereğince başkan ve başkan yardımcısı için asıl seçim 15 Aralıkta yapılacak. Aslında başkanı halkın doğrudan seçmediği sistem çerçevesinde yeni başkanı resmen 538 üyeli seçici kurul belirleyecek. Bundan sonra yeniden sayım ya da son itirazlar 9 Aralığa kadar yapılabilecek. Sisteme göre seçici kurul üyeleri 15 Aralıkta kendi eyaletlerinde toplanarak başkan ve başkan yardımcısı için oy kullanacak. Daha sonra 6 Ocakta Kongre toplanarak seçici kurulun verdiği oyları sayacak. Başkan ve başkan yardımcısının en az 270 seçici oyu alması gerekiyor. Barack Obama şu anda 349 oya ulaşmış durumda. Kongrenin oy sayımından sonra yeni başkan 20 Ocakta yemin ederek resmen görevine başlayacak.
Siyahlar ilk kez doruk noktada Siyah Demokrat Senatör Barack Obama’nın ABD’nin ilk siyah Başkanı seçilmesi, siyah Amerikalıların tarihinde en önemli dönüm noktalarından biri, belki de en önemlisi oldu. Siyah Amerikalıların tarihinde bu aşamaya gelininceye kadar yaşanan önemli olayların bazıları ise şunlar: 1619 – İlk siyah köleler Virginia’ya getirildi. 1808 – Yabancı ülkelerden köle getirilmesi yasaklandı. 1863 – Başkan Abraham Lincoln, konfedere devletlerdeki bütün köleleri 1 Ocak 1863’ten itibaren özgür ilan eden Özgürlük Bildirgesi’ni yayımladı. 1868 – Anayasanın 14. ek maddesi, bütün Afro–Amerikalılara tam vatandaşlık hakkı tanıdı. 1870 – Siyah erkeklere oy kullanma hakkı verildi. 2008 – Obama ABD Başkanlığını kazanan ilk siyah oldu. Kaynak:Yeni Mesaj TUNALIM...
5:03 PM - 11/10/2008 - {0} -
TUNALIM..Morocco(Fas)müziğinin sevilen sesi Hajar' dan bir kaç örnek.İzleyiniz.
5:01 PM - 11/10/2008 - {0} -
 Tunalım
- BİGA, ÇANAKKALE, Turkey
- MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR;Milli kimlik ve şuuruna sahip olamayan milletlerin yok olmaları, yahut başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaları kaçınılmazdır. Bu itibarla; çocuklarımıza ve gençlerimize herşeyden önce öz benliğimizi ve de kimliğimizi öğretmemiz; vatanını, bayrağını, sancağını, dinini ve devletini canından aziz bilen bir MüslümanTürk genci modeli yetiştirmemiz şarttır. Cumhuriyetimizin kurucusu bakın Türk milletine ne diyor?“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
 ''GERÇEK SEVGİ,KALBİN DERİNLİKLERİNDEN GELİR''
Ata toprağım Razgrat resimleri
|
|
Deliorman’ın başkenti, Razgrad
Bugünkü durağımız Deliorman bölgesinin kalbi, pehlivanlar yatağı Razgrad. Traklar'ın, Roma ve Bizans medeniyetlerinin, Bulgar Devletleri'nin ve Osmanlı Hakimiyeti'nin izlerini taşıyan Razgrad, Deliorman'ın başkenti kabul edilir. Barındırdığı farklı etnik grupların çokluğuna rağmen birlik ve beraberliğin sembolü olan Razgrad, bütün vatandaşlarının hoşgörü içinde yaşadığı küçük bir şehir. Bağrında bulunan farklı dönemlere ait yaklaşık bin 200 taşınmaz kültür anıtıyla Razgrad, tarihi açıdan fevkalade zengindir. Kuzeydoğu Bulgaristan'da yer alan bu tarihî bölge, ülkenin yüzde 2,4 bölümünü teşkil eder. Ruse, Silistra, Şumen ve Tırgovişte Razgrad'a komşu illerdir. Razgrad ili şu yedi belediyeden oluşuyor: Razgrad, İsperih, Kubrat, Zavet, Tsar Kaloyan, Loznitsa ve Samuil. Burası ayrıca 6 kasaba ve 107 köyden oluşan toplam 113 yerleşim yerini kapsıyor. Su kaynakları açısından fakir olarak nitelendirilen Razgrad'ın, ekonomik açıdan bölgeyi kuzey ve güney diye ikiye bölen Beli Lom nehri büyük öneme sahip. Razgrad'tan uluslar arası E–70 Ruse–Varna otoyolu, II–49 Tutrakan–Kubrat–Ragrad–Tırgovişte otoyolu, II–23 Ruse–Kubrat–İsperih–Dulovo otoyolları geçiyor. Ayrıca Bulgaristan'da inşa edilen ilk demiryolu Ruse–Varna Razgrad'tan geçiyor ve Samuil tren istasyonuyla Silistra'yla bağlantıyı sağlıyor. İlk demiryolunun yapımına, padişah fermanıyla 21 Mayıs 1864 yılında başlanmış. O zamanın Ruse Valisi Arif Paşa tarafından temeli atılan demiryolu projesinin, Tuna Vilayeti Valisi Mithat Paşa tarafından da yapımı hızlandırılmış. Demiryoluna her iki taraftan da (Ruse–Varna) başlanmış ve 26 Ekim 1866'da Mithat Paşa tarafından açılmış. 224 km uzunluğundaki ilk demiryolu, birisi Razgrad’da olmak üzere sekiz istasyondan oluşuyor. Razgrad'ın kuruluş yılı tarihçiler tarafından kesin olarak saptanamasa da, eski çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı kesin. Burada milattan önce (M.Ö.) 120 bin yıllarından kalıntılar bulunmakta. Bunların arasında Sveştari'deki kadim Trak mezarlığı, Radingrad'taki Nekropol, Roma eski Trak köyü üzerine inşa edilen Abritus kasabası, Maktul İbrahim Paşa Camii, Roma dönemine ait ve 835 altın paradan oluşan Bulgaristan'da bulunmuş en büyük hazine yer alıyor. Balkanlar’ın üçüncü büyük camisi
Deliorman bölgesi adını, eski çağlardan beri çok sık olan ormanlardan aldığı belirtiliyor. Bölgede yaşayan en eski insanların Traklar olduğu bilinmekte. Bölgede Traklar'a ait ortalam 100 mogila (Trak mezarlıkları) mevcut. Traklar'ın yaşam biçimiyle ilgili en detaylı bilgileri bunların arasından Radingrad ve Sveştari'de bulunanlar veriyor. Uzmanlara göre, Sveştari'deki Kadim Trak Mezarlığı M.Ö. 300 yılında inşa edilmiş. 1982 yılında Ginina mogila adı verilen yerde bulunmuş. Dört bölümden oluşan Kadim Trak Mezarlığı bir koridor ve üç odadan oluşmakta. Cenaze merasimleri ve kullanılan detaylar mogilada ünlü Trak hükümdarının gömüldüğü tahmin ediliyor. Kadim Trak Mezarlığı Bulgaristan'da UNESCO koruması altında olan 8 tarihi anıttan biridir. Bu tarihî yer, hafta sonları ortalama 300–400 kişi tarafından ziyaret edilmekte. Abritus Romalılara ait yerleşim yeri olak bilinen Abritus, eski Trak köyü kalıntıları üzerine inşa edilmiş, Razgrad'ın hemen yanında bulunuyor. Şu anda şehir müzesinde koruma altında olan 835 altın paradan oluşan (4 kg altın) Bulgaristan'da bulunmuş en büyük hazine, bu topraklardan çıkmış. 13. yüzyılda Hrısgrad olarak bilinen Bulgar köyü, günümüz Razgrad'ın temelini oluşturduğu tahmin edilmekte. Söz konusu toprakların Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle şehir Hezargrad, Hezergrad veya Hrazgrad olarak anılır olmuş. Maktul İbrahim Paşa Camii Osmanlılar'a ait ayakta kalmış en büyük sanat eseri hiç şüphesiz Maktul İbrahim Paşa Camii'dir. UNESCO kataloğunda kayıtlı olan cami, Balkanlar'da üçüncü büyüklüktedir. Kanuni Sultan Süleyman Han devrinin meşhur sadrazamı İbrahim Paşa hayratlarına dahildir. 1616 yılında inşa ettirilmiş klasik Türk mimarisinin en güzel eserlerinden birisidir. Cami herşeyden önce dış görünüşüyle dikkati çekiyor. Şu anda ibedete kapalı olan cami 30 yılı aşkın zamandır tamiri konusunda maalesef müşahhas bir adım atılmamış. Osmanlı döneminin burada miraslarından bir başkası da 1608–1609 yıllarında inşa edilen Ahmet Bey Camii'dir. Şehrin sembolü olan saat kulesi aynı döneme ait. Saat kulesi 1764 yılında usta Todor Tonçev tarafından yapılmış. Demir Baba Tekkesi Hasan Demir Baba Pehlivan bundan 500 yıl önce Deliorman'da yaşamış ve bir çok kerametler izhar etmiş. Demir Baba'nın adına yaptırılan tekke 19. yüzyılın başlarında Rusçuk Paşası Pehlivan Baba tarfından tamir edilmiş. Macar bilim adamı Feliks Kanits'e göre, Demir Baba türbesi 1490 yılında yapılmış. Tarihçi Babinger onun Ali Dede adında bir Horasanlı'nın oğlu olduğunu belirtiyor. Zamanla gelip Kemanlar (İsperih) bölgesinde Kuvançiler köyüne yerleşmiş. Dağlık ve ormanlık yerde yer alan tekke, Türk–İslam kültürünün tüm motiflerine sahip. Sağ tarafında adak kurbanı kesmek için özel yer dahi ayrılmış.Edebiyatçı ve pehlivan yatağı Deliorman
Razgrad edebiyat alanında büyük geleneğe sahip. Ahmet Şerif, Sabri Tata, Muharrem Tahsin, Şaban Mahmut, İsmail Çavuş, Ali Pir gibi isimler, Razgrad ilinin muhtelif köylerinde doğup yetişmişler. Razgrad aynı zamanda pehlivan yatağı olarak bilinir. 'Zavutlu Kel Yahya, onun gibi gelmemiştir dünyaya' deniliyor baş pehlivan duasında bile. Ne zaman kimlerle güreştiği bilinmeyen bu efsanevi pehlivandan sonra günümüze kadar Torlaklı Deli Hafız, Ezerçeli Ergeleci İbrahim, Karagöz köylü Hüseyin Mehmet, Osman Duralı gelmiştir. Hepsinin gücü, derecesi, şan ve şerefi başka, hepsi hürmete layık. Gerek klasik, gerek serbest güreşte, Tahran dünya güreşlerinde 8 yıl dünya pehlivanlarının şahı bilinen Hamit Kaplan'ı yenen Podayvalı Lütfi Ahmet yine bu toprakların evladıdır. Razgrad'ı dünyaya tanıtan başka bir isim ise Monreal'da Olimpiyat şampiyonu olan 'Güreş profesör'ü küçük dev pehlivan Hasan İsaev'dir. Razgrad festivaller şehri Razgrad son yıllarda festivaller şehri olarak anılmaya başlandı. Bu yıl 3.'sü düzenlenen Yoğurt Panayırı'nın yanı sıra gelenek ve görenek, el işlemeleri gibi farklı panayırlara da ev sahipliği yapmakta. Ayrıca genç piyanistler için yarışma ve çeşitli sergiler geleneksel olarak düzenleniyor. Öte yandan Bulgaristan'da faaliyette olan Belentsi köyündeki tek yel değirmeni de Razgrad il sınırları içinde yer alıyor. Razgrad Türk Tiyatrosu ‘Nazım Hikmet’ Bulgaristan'da faaliyette olan iki Türk tiyatrosundan birisi Razgrad'ta hizmet vermekte. Razgrad Devlet Dram ve Müzik Tiyatrosu 'Nazım Hikmet' resmi olarak Ekim 2003 yılında açıldı. Türk tiyatrosu ilk temsili Deliorman Yolları'nı 23 Nisan 2004 yılında sundu. Öte yandan Bulgaristan'da kurulacak ilk Cem Kültür Evi temel atama töreni de 3 Temmuz 2004 tarihinde Razgrad'ta gerçekleşti. Ekonomik olarak önemli bir kavşakta yer alan Razgrad, Kuzeydoğu Bulgaristan'ın tam ortasında bulunması nedeniyle doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birleştiriyor. Ticari yönden büyük bir potansiyele sahip bulunan Razgrad, stratejik öneme sahip firmaları sınırları içerisinde barındırıyor.Razgrad Valisi Behçet Süleyman ile röportajSayın Behçet Süleyman, Vali olarak Razgrad'ı nasıl tanıtırsınız? – Razgrad, Bulgaristan geneline bakıldığında yüzölçümü ve nüfus olarak küçük illerden biridir. Yüzölçümü ortalama 2 bin 600 kilometrekareyle Bulgaristan'ın yüzde 2,4'ünü oluşturur. Nüfusu ortalama 150 bin kişidir. İl sınırları içinde belediyelerin sayısı Razgrad, İsperih, Kubrat, Zavet, Tsar Kaloyan, Loznitsa ve Samuil olmak üzere yedidir.
Razgrad etnik tolerans için örnek bir şehir. Bu açıdan diğer şehirler Razgrad'tan ne öğrenebilir? – Etnik tolerans, etnik hoşgörü için örnek verilecekse Razgrad il olarak, belediyelerle birlikte gerçekten isabetli bir ornek olacaktır. Son sayıma göre (Mart 2001) Razgrad ilinde etnik nüfus şöyledir: –Türkler: 69 bin 738 kişi – Bulgarlar: 68 bin 361 kişi – Romanlar: 7 bin 883 kişi – Diğer: 4 bin 129 kişi – Kendilerini hiç bir etnik gruptan saymayan: 3 bin 45 kişi. Görüldüğü gibi çok farklı etnik gruplardan oluşan Razgrad, hiç bir zaman bölünmeler yaşamamıştır. Razgrad halkı her zaman barış ve anlayış içinde yaşamıştır. Belediyelerin altısında DPS, birinde de BSP iktidarda olmasına rağmen hedef her zaman varolan balansı ve iyi ilişkileri değişik etnik gruplar arasında korumaktır.
Bölgede yaşayan yoğun Türk nüfusunun Türk şehirleriyle ilişkilerde ne gibi katkısı olabilir? – Bulgaristan'da yaşayan Türk kökenli vatandaşlar köprü vazifesi görebilir, şehirler ve belediyeler bazında olduğu gibi aynı zamanda işadamları ve ciddi yatırımlar için de böyledir. İlçemizdeki bir çok belediyenin Türkiye'deki belediyelerle kardeşlik ilişkisi vardır: (Razgrad–Avcılar, Samuil–Gebze, Kubrat–Görüklü, Loznitsa–Küçükçekmece). Diğer belediyeler de bu tür ilişkiye girme gayretindedir. Hedef, çıkarların her iki taraf için de karşılıklı olmasıdır.
Razgrad ilinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? – Razgrad'ın geleceği sahip olduğu potansiyeli değerlendirmesine bağlıdır. Bu potansiyel tarım ve hayvancılık alanlarındadır. |
| Alıntı:www.bgmuhacirlari.com | | |
| | | | TUNALIM...
5:00 PM - 11/10/2008 - {0} -
 Gerek Türkiye gerekse de dünya ekonomisi en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Para sihirbazı diye nam salan, küresel para oyunlarına yön veren, Ünlü dolar milyarderi George Soros, ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac ile ilgili yaşanan kriz hakkında; "Bu vaka sonuncu değil. Yıl boyunca süren küresel mali piyasalardaki sıkıntı, hayatımdaki en ciddi mali krizi gösterdi" ''Sanırım dolar savunmasız, çünkü ekonomi durgunluğa gidiyor ve yetkililerin faaliyetleri borçların birikmesine yol açıyor.”dedi. Kredi krizinin sadece mali piyasalarda değil, ABD ekonomisinde artan bir etkisi olduğuna işaret eden Sorus, ''Gerçek ekonominin etkilenmeyeceği bir krizin olabileceğini düşünmek boş bir rüya'' dedi. Demek ki iflas etmiş ekonominin, tıkanan piyasanın problemlerinin çözüm adresi olarak gösterilen AB ve ABD yanlı siyasette çökmüştür. Böylece batıdan umut bekleyenler için de suyun ucu görünmüştür. Şimdi milletimizin yapması gereken; yıllarını AB ve ABD kapılarında bekleyerek heba edenlerden hesap sormaktır. Yaşanan her kriz, yaşanan her problem milletimizin bağrından çıkan, derdi vatan ve millet olan Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ı haklı çıkarmaktadır. O, vatan sathını karış karış dolaşarak köy kent demeden, yaşlı genç, kadın erkek demeden bıkmadan usanmadan milletimizi gelecek tehlikelere karşı uyarmıştı. Özellikle de ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile dünyada yaşanacak ekonomik sıkıntıları yüksek öngörüsü sayesinde önceden sezmiş ve çarelerini sunmuştu. Sayın Baş Milli Ekonomi Modelinde tüketim eksenli bir çözümden bahsetmiştir. Dünyada uygulanmakta olan önceki ekonomi modellerinin aksine iktisadın tarifinden tutun, paraya getirdiği farklı tariften, piyasada bulunması gereken para miktarını formülize eden emisyon hacmine varıncaya kadar farklı yorum ve çözümler sunmuştur. Çözüm önerilerini “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” adlı iki kitap ve dört uluslararası kongre ile dünyaya duyurmuş, dünyaca ünlü iktisat adamları, sosyal bilimciler Sayın Baş’ın tezi önünde hayranlıklarını dile getiren tebliğler sunmuş, şimdi kendi memleketlerinde gönüllü fikir elçiliği yapmaktadırlar. Şimdi Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kitabından para hakkındaki tarihi tespitlerini aktaralım; “Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edebilmesinin adı ve formülüdür. Çözümlerimize Milli Ekonomi Modeli’nde getirilen “Para tarifi” ile başlayalım. Kapitalist anlayışa göre para, sadece mübadele ve tasarruf aracıdır. Bu anlayışta paranın “tahrik unsuru olması” ve “emek ve üretimin karşılığı olması” özelliği yok sayılmaktadır. Para hakkında bilgi sahibi olmak için onun hangi fonksiyonları yerine getirdiğinin bilmek gerekir. Milli Ekonomi Modeline göre paranın 4 temel özelliği vardır. 1- PARANIN TAHRİK UNSURU OLMASI : Modelimizde para, emeği tahrik ederek mal ve hizmet üretimini sağlayan bir araçtır. Yani para, diğer iktisat ekollerinin iddia ettiği gibi ekonomiler üzerinde “etkisiz eleman” değildir. Bilakis, işlemci olarak, üretim ve tüketimle ilgili niyetlerin açığa ve ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu özellik yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile iktisat literatürüne girmiştir. 2- EMEĞİN VE ÜRETİMİN KARŞILIĞI OLMASI : Günlük hayatta para olmadığında gıda, giyim, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanamayacağı gibi; yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çıkaracak emek de devreye konamaz. Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği mal ve hizmetin karşılığıdır. Üretimi devreye koyacak paranın başlangıçta karşılığı olmayabilir. Ama üretimle beraber para, kendi karşılığını hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetindedir. Zati değeri olmayan paranın maliyeti, üretim faktörlerini devreye koyarak elde edilecek mal ve hizmetin değerinden çok daha az olacaktır. Paranın bu vasfı da yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile ortaya çıkmıştır. Milli Ekonomi anlayışında piyasalarda dolaşan para maliyetsiz olduğu için, emeği tahrik edecek ve üretim faktörlerini devreye koyacak para da maliyetsizdir. Başlangıçta zati değeri olmayan para, emeği tahrik etmek ve devreye koymak suretiyle, mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur. Emeğin ve üretimin karşılığı olarak devreye girecek olan para, atıl duran insanların emeğini harekete geçirir. Nitekim mesela, yol yapımı için gerekli olan malzemeler dağlardan temin edilerek, yollar insanların hizmetine sunulabilir. Bu sayede hem insanların emeği değerlendirilecek, hem de yol yapılarak ekonomik bir değer oluşturulacaktır. 3- PARANIN DEĞİŞİM (MÜBADELE) ARACI OLMASI: Piyasada bulunan her türlü mal ve hizmet, para ödenerek satın alınır. Bu, paranın mübadele özelliğidir. Değişimin tam olarak yapılabilmesi için piyasada yeterli miktarda paranın bulunması gerekmektedir. Liberal ekonomilerde tedavüldeki bu para maliyetlidir. Maliyetli para üretimde kısıntıya neden olur. Talep daralması da görülür. Liberal anlayışta temel yöntem olan paranın faizle piyasadan çekilmesi, mübadelenin sağlıklı yapılmasını engeller. Paraya olan ihtiyacın emisyonla piyasalara iadesi engellenerek piyasalara para satanların önü açılmış olur. Neticede toplum, tüketim kabiliyetini kaybeder ve en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz olur. Artan dünya nüfusunun tüketim yapamaması, üretim miktarının yetersizliğinden değil, insanların o tüketimi yapacak paradan mahrum olmalarından kaynaklanmaktadır. Ekonomi Modeli’nde mübadele için piyasada olması gereken para maliyetsizdir. Bu sayede paranın piyasalarda dönmesi, serbestçe dolaşımı, reel ekonomiye katkısı sağlanmaktadır. Mübadelenin yaygın şekilde yapılmasını sağlayan Milli Ekonomi Modeli, üretilen mal ve hizmetin değerinde mübadele yapılabilmesi için arz ve talebin dengede olmasını şart koşar. Milli Ekonomi Modeli’nde denge, belirli bir matematik ölçüsü içerisinde, arz ve talebin bazen ayrı ayrı, bazen de aynı anda emisyonla desteklenmesiyle sağlanır. Bu yaklaşım ileride ele alacağımız sürekli büyümenin de formülüdür. 4- PARANIN TASARRUF ÖZELLİĞİ : Liberal ekonomilerde paranın tasarruf edilmesindeki amaç faizle para kazanmaktır. Dolayısıyla Liberal anlayışın değer saklama aracı olarak paraya yüklediği fonksiyonlar: a- Paranın üretimden çıkıp, reel ekonominin dışına kaymasına, b- Paranın tekelleşmesine, c- Dünyada üretilen mal ve hizmetin global güçlerin eline verilmesine, d- Üretim maliyetlerinin artmasına, e- Talebin daralmasına, f- İşçi ücretlerinin ve verimliliğin düşmesine neden olur. Milli Ekonomi Modeli’nde piyasadaki para maliyetsiz olduğu için değer saklama aracı olarak para, a- Mal ve hizmet üretimi, b- Günlük tüketim ihtiyacının karşılanması, c- Düğün, seyahat, hastalık gibi ileriye dönük ihtiyacın karşılanması için tasarruf edilir. Tasarruf aracı olarak paraya yüklenen fonksiyon a- Paranın serbest dolaşımına, b- Üretim ve talebin artmasına, c- Gelir dağılımının düzelmesine neden olur. Şimdiye kadar yanlış uygulanan para politikaları ile, kişilerin tüketim kabiliyeti engellendiği gibi kaynakların da yeterince kullanılması imkansız hale getirilmiştir. Modelimizde, bugün hızla gelişen ekonomilerde nedeni anlaşılamayan DURAĞAN DÖNEMDEN ÇIKIŞ VE BÜYÜMEDE SÜREKLİLİĞİN SAĞLANMASI temin edilirken, bir yandan da halledilmesi imkânsız gibi görünen İŞSİZLİK problemine çare olunmaktadır. Bunun yolu olarak Sosyal Devlet anlayışı içinde ele alınan; ülke kaynaklarının, emisyonla desteklenmiş faizsiz krediler ve devlet – millet ortaklığı ile kurulacak üretim tesisleri yoluyla harekete geçirilmesi, üretim ve tüketimin beraber desteklendiği bir üretim seferberliği başlatılmasıdır. Milli Ekonomi Modeli, üretimde devlet desteğinin sağlanması ile maliyetlerin aşağı çekilmesi, vergisiz bir ekonomi, faizsiz bir ekonomi, keyfi fiyatlandırmaya devlet tarafından engel olunması yaklaşımları ile de ENFLASYON sıkıntısını halletmektedir. Bu bağlamda Milli Ekonomi Modeli, Kapitalist sistemin günümüze kadar çözemediği ve artık krizleriyle kabul ettiği GELİR DAĞILIMINDA DENGE, SÜREKLİ BÜYÜMENİN YAKALANMASI, TAM İSTİHDAMIN SÜREKLİ SAĞLANMASI meselelerini de tarihe gömmektedir. Tezimizde devletin önemli bir vazifesi de, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının milletin kullanımına açılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede millete ait olan kaynakların yine millet tarafından işletilmesi ve kullanılması sağlanırken, bir taraftan da kaynakların doğru olarak işletilmesi ile üretim seferberliğinin hayata geçirilmesine katkıda bulunulacaktır. Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan petrol madeni bu ülkenin tamamına aittir. Ve milletin tamamına fayda verecek şekilde devlet tarafından işletilmelidir. Bu model devlet-millet ortaklığıdır. Kurulacak şirketin bir kısmının hissesi vatandaşlara ait olmalı, diğer kısmının gelirini ise devletin kamu harcamaları için ayrılmalıdır. Milletin bu işletmelere ortak olması da emisyonun genişletilmesi yoluyla verilecek faizsiz kredilerle temin edilecektir. Bu mesele, Türkiye’miz açısından ele alındığında ayrı bir önemi haizdir. Zira yaklaşık olarak 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip olan Türkiye’ de yeraltı kaynaklarımız çıkarılan kanunlar ile yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmektedir. Sonunda “hazine üzerinde oturan dilenci”ye dönüştürülen Türkiye’de, kaynaklarımızı devrettiğimiz yabancılardan faizle para alır hale geldik. Bu bizim paramızı yine bize satmaktan başka bir şey değildir.  MİLLİ EKONOMİ GRUP
 TUNALIM...
4:58 PM - 11/10/2008 - {0} -

BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.
BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:
“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.
Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.
TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR
BTP dışındaki siyasi partilerin terörün karşısında durmalarının mümkün olmadığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Çünkü bu partilerin projeleri, yani silahları yok” dedi.
Birlik olmazsa olmaz
Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Milli Ekonomi Modeli ile küresel taarruzları dize getireceğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Kendi projesi, yerli bir çözümü ve milli bir çaresi olmayan partiler, silahsız asker gibidirler. Bunlar, ne AB’nin, ne ABD’nin, ne de bir başka küresel gücün baskı ve taarruzlarına karşı durabilirler. Irak’tan ülkemize sıçratılan terör ateşinin arka planında bu tıkanıklık ve çözümsüz siyaset vardır. Bu baskı ve taarruzları karşı durabilecek tek parti BTP’dir. Bütün bu taarruzları karşısında siville askerin, devletle milletin bir ve beraber olması şarttır. Hem bu birliği sağlayacak, hem de ortaya koyduğu plan ve projelerle Türkiye’yi içinde bulunduğu kötü durumdan çıkaracak tek oluş, Bağımsız Türkiye Partisi’dir” dedi.
Böyle gaflet olur mu?
AKP iktidarının körü körüne AB ve ABD’nin peşine takılma politikası nedeniyle kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, bölgenin okyanus ötesinden gelen gücün barınağı haline geldiğini bildirdi. Kuzey Irak’taki Kürt devleti ile oradaki PKK yuvalarının temelinin 3 Nisan 1991’de ABD’nin Birleşmiş Milletler kararıyla Çekiç Güç’ü kurmasıyla atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Çekiç Güç bir çeteydi. Bu çete PKK’yı korudu. Şimdi siyasi iktidar ‘o çeteyi kuran’ iradeye diyor ki, ‘gel, bu terör işini halledelim’. Böyle gaflet olur mu?”
| TUNALIM...
4:57 PM - 11/10/2008 - {0} -
|
Description
Kültür,bir milletin temelidir
Home
User Profile
Archives
Friends
Kişisel sitem
Recent Entries
- MTA GENEL MÜDÜRÜ DE BTP Lİ GİBİ...
- PARTİLER ve SLOGANLAR
- TARİH SAHNESİNDE KALABİLMEK İÇİN..
- ALMANYA RESESYONA GİRDİ...
- NASIL KALKINACAĞIMIZI DÜNYAYA GÖSTERECEĞİZ..
- ''OBAMA BAŞKAN'' UMARIM DÜNYA BARIŞINA KATKISI OLUR..
- HAJAR MOROCCO FASHIONE(fas music videos)
- RAZGRAT RESİMLERİ (Bulgaristan)
- BTP NİN TARİHİ MİSYONU
- PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ
- KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR
- KELDEN MERHEM BEKLENMEZ...
- KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...
- İNSANI YAŞATKİ,DEVLET YAŞASIN...
- TARİHİMİZDEN VAZ MI GEÇELİM?
- ABD TEK BAŞINA BATMIYORKİ !...
- FİLİSTİN'İ TANIYALIM
- KUZEY IRAK'TAN HABERLER
- ENTEGRE OLMAKMI?..
- BAHÇE BİZİZ,BAĞ BİZDEDİR ..
Friends
|