SEVDA ADASI

PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ

 



BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.

BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:

“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.

Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.

TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR

 
       BTP dışındaki siyasi partilerin terörün karşısında durmalarının mümkün olmadığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Çünkü bu partilerin projeleri, yani silahları yok” dedi.

Birlik olmazsa olmaz

Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Milli Ekonomi Modeli ile küresel taarruzları dize getireceğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Kendi projesi, yerli bir çözümü ve milli bir çaresi olmayan partiler, silahsız asker gibidirler. Bunlar, ne AB’nin, ne ABD’nin, ne de bir başka küresel gücün baskı ve taarruzlarına karşı durabilirler. Irak’tan ülkemize sıçratılan terör ateşinin arka planında bu tıkanıklık ve çözümsüz siyaset vardır. Bu baskı ve taarruzları karşı durabilecek tek parti BTP’dir. Bütün bu taarruzları karşısında siville askerin, devletle milletin bir ve beraber olması şarttır. Hem bu birliği sağlayacak, hem de ortaya koyduğu plan ve projelerle Türkiye’yi içinde bulunduğu kötü durumdan çıkaracak tek oluş, Bağımsız Türkiye Partisi’dir” dedi.

Böyle gaflet olur mu?

AKP iktidarının körü körüne AB ve ABD’nin peşine takılma politikası nedeniyle kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, bölgenin okyanus ötesinden gelen gücün barınağı haline geldiğini bildirdi. Kuzey Irak’taki Kürt devleti ile oradaki PKK yuvalarının temelinin 3 Nisan 1991’de ABD’nin Birleşmiş Milletler kararıyla Çekiç Güç’ü kurmasıyla atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Çekiç Güç bir çeteydi. Bu çete PKK’yı korudu. Şimdi siyasi iktidar ‘o çeteyi kuran’ iradeye diyor ki, ‘gel, bu terör işini halledelim’. Böyle gaflet olur mu?”

  TUNALIM...

4:57 PM - 11/10/2008 - comments {0} - post comment

KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR

 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Aksaray’daki iftar programında ABD’nin sallandığını, kapitalizmin çöktüğünü söyledi. BTP Genel Başkanı, “ Çare Milli Ekonomi Modeli’nde” dedi.

 



Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Ramazan ayında Türkiye’yi karış karış dolaşmaya devam ediyor. Partisince organize edilen iftar programlarıyla vatandaşların sorunlarını dinleyen ve çözüm önerileri getiren BTP Genel Başkanı, Konya’nın ardından Aksaray’a geçerek, Sultanhanı Beldesi’nde vatandaşlarla oruç açtı. Prof. Dr. Baş, Sultanhanı’nda önce Selçuklu döneminden kalma 13. yüzyılda yapılan tarihi Sultanhanı ziyaret etti.

Kapitalizm çöküyor
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, iftar programında yaptığı konuşmada, ABD’yi kasıp kavuran ekonomik krizi değerlendirdi. BTP Lideri, “ABD sallanıyor, kapitalizm çöküyor” ifadesini kullandı.
Çarenin kendisinin geliştirdiği Milli Ekonomi Modeli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, şu tespitlerde bulundu: “Bir Azeri Profesör bana şunları söyledi: Böyle bir eseri ancak Müslüman – Türk evladı yazar. O da Haydar Baş’tır. Bu eser, Müslüman – Türk medeniyetinin mahsulüdür. Ben de kimin eseriyim: İslam – Türk medeniyetinin eseriyim.”

‘Bu modeli siz iktidar edeceksiniz’
Prof. Dr. Baş, vatandaşlara seslenerek, Milli Ekonomi Modeli’ni Türk milletinin iradesinin iktidar edeceğini söyledi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Bunu iktidar edecek olan sizsiniz. Milletimin iradesi Milli Ekonomi Modeli’ni iktidar edecektir. Ben görüş sahibi bir Türk evladıyım. Bu ilmi, bu feraseti, bu gücü sizin ellerinizle birleştirelim; dünyaya meydan okuyalım.”
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu da değerlendiren BTP Genel Başkanı, şu kritik uyarıyı yaptı: “Memleket gidiyor, vatan gidiyor, topraklarımız ayağımızın altından kayıyor, yeraltı kaynaklarımız talan ediliyor. Allah korusun: 21. asrın esareti, 20. asrın esaretine benzemez. O zaman 5–6 yılda bağımsızlığımıza kavuştuysak, şimdi bu en az 50–60 yıl alır. O zaman çok dikkat etmek zorundayız.”

BTP birliğin adresi
Bağımsız Türkiye Partisi’nin Türkiye’de birliği ve beraberliği temsil ettiğinin altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “BTP iktidarında kurt ile kuzu kardeşçe geçinecektir. Sen ABD, AB talimatlarıyla iş yaparsan, kendi öz evladını bile dağa çıkarırsın.”

TUNALIM...

4:56 PM - 11/10/2008 - comments {0} - post comment

KELDEN MERHEM BEKLENMEZ...

 


      AKP hükümetinin her bakımdan “siyasi sicili” belli oldu. AKP’nin Türk milletinin hiçbir problemini çözecek bir kabiliyeti olmadığı ortaya çıktı.
Milletimizin yaşadığı son 6–7 yıllık ağır tecrübeden sonra AKP’nin vaziyetini herkes görmeye başladı. Köylü gördü, çiftçi gördü, işçi–memur gördü, esnaf ve işadamları gördü, sanayici ve tüccarlar gördü.
Millet topyekün kan ağlıyor…
AKP yandaşı birkaç rantiyeci dışında, herkes, yoklukla cebelleşiyor.
Fabrikalar kapanıyor, işçiler kapı dışarı ediliyor. Köylü ve çiftçi artık toprağını işlemiyor, ekmiyor, biçmiyor.
Toplumun dar gelirli yüzde 95’lik kesimi ya hacizlerle, ya iflasla yahut faiz ve kredi kartı batağında can çekişiyor.
Ramazan’ın başından beri Anadolu’yu ve Trakya’yı geziyoruz BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey ve kurmay kadrosuyla…  Kahramanmaraş’tan Kilise, Gümüşhane’den Samsun’a, Ankara’dan Manisa’ya turluyoruz… Anadolu ve Trakya sanki bir büyük savaştan çıkmış gibi.
Ovalar, bağlar, bahçeler metruk vaziyette.
Güzelim şehirlerin, beldelerin üstüne “işsizlik kasveti” çökmüş karabasan gibi.
İnsanlar, elleri böğürlerinde, umutsuz umutsuz bekleşiyorlar, pineklemişler  kahvehane veya kendi hanelerinin önlerinde.
İş bekliyorlar, aş bekliyorlar… Kısaca BTP Genel Başkanı Haydar Baş’ı bekliyorlar.
Bu sebeple birçok belediye başkanı, BTP’ye katılıyor… Birçoğu katılmak üzere hazırlık yapıyor.
Çünkü projesi ve çözümü olan tek lider Prof. Dr. Baş… Tek parti BTP.
Sadece Türkiye değil;  4 tane uluslar arası Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde şahit olduğumuz gibi, 45 ülkeden 350’yi aşkın bilim adamının ağzından tüm dünya,”Bizi ancak Prof. Dr. Baş’ın çözümleri ve modeli kurtarır” diye ilan ediyor. İlan etmekle kalmıyor, ABD’sinden Rusya’sına birçok devlet Prof. Dr. Baş’ın modelinin bazı temel esaslarını uygulamaya koyuyor.
15–20 sene önce Sosyalizm ölmüştü; şimdi de Kapitalizm ve Liberalizm’in kendi evinde öldüğüne şahit oluyoruz.
AKP’nin akıl aldığı Kapitalizmin beşiği ABD ekonomisi batıyor.
AKP’nin himmet beklediği Liberalizmin ocağı AB çöküyor, sallantıda…
AKP’nin körükörüne teslim olduğu IMF, bugüne kadar batıra geldiği 85 ülkeye yenilerinin eklenmesi ve kapitalizmin devlerinin çökmesi sebebiyle kaçacak delik arıyor.
AKP’nin akıl hocaları batıyor.
Sadece AKP’nin değil, kendi çözümleri olmadığı için AB ve IMF gibi ecnebilere paçalarını kaptıran MHP ve CHP’nin de akıl hocaları batıyor.
Bunlar, kelden derman bekliyorlar! Halbuki kelin dermanı olsa kendi başına sürer.
Bugüne kadar işbaşına gelenler ve AKP, çöken ecnebilerden akıl alırken; bu ecnebiler Prof. Dr. Baş’tan kurtuluşun yollarını soruyorlar, onun modelinden bölümler uyguluyorlar.
Türkiye ve dünya ekonomilerinde çözümün tek adresi vardır; o da Prof. Dr. Baş’tır.
AKP hükümeti bu gerçeği göremez; çünkü onların gözleri hakikate kapalı, gerçeklere sağır…
AKP’nin ayıkması mümkün değil…  Bu sebeple iş, milletimize düşüyor.
Milletimiz bu Amerikancı, AB’ci ve IMF’cileri sandığa gömecek; bunları köyüne, kasabasına, hanesine dahi almayacak…  Ardından işi, sahibine, yani 350’yı aşkın bilim adamının, “Bu model değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır” diye deklare ettiği Prof. Dr. Baş’a teslim edecek.
Akılın ve bilimin yolu budur.
Gerisi işsizlik, yokluk, kıtlık ve kaostur. Türkiye’nin böyle bir vaziyete tahammülü yoktur.


M.Emin Koç--TUNALIM...

TUNALIM...

4:54 PM - 11/10/2008 - comments {0} - post comment

KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...


  Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet'e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
1183276558 Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?


Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle... Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.


Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa'ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni'si, Rum'u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.


Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?


- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?


Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?


- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal 'in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?


- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis'lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.


Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu'nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere...


Kim demiş 'Kurtuluş Savaşı' diye?

Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı'nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı'dan.


Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat'la birlikte, Avrupa'yla bütünleşmek için ''Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik''?..


Avrupa'yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil ''gayri milli'' olacaksın.


- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?


- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?


Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?


1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.


- Balta Limanı Antlaşması'na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.


- Avrupa Birliği'ne bir güzel, ''tek yanlı bağlanıyoruz'' .


- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.


- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz.


- Kısacası yeniden Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.


Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma ''Bu bir cennet'' diyenler var; bu, ''Yeniden cehennemin içine girmektir'' diye düşünenler var.


Ya siz hangi taraftasınız?


Bu yazı, Prof. Manisali'nın "Ya Siz Hangi Taraftasınız" başlıklı köşe yazısından alınmıştır.  TUNALIM...

6:36 AM - 3/12/2008 - comments {0} - post comment

İNSANI YAŞATKİ,DEVLET YAŞASIN...

sehidimnet
 
2008 Şubat enflasyon oranlarının beklenenden yüksek çıkmasına ve Merkez Bankası Başkanı’ndan gelen açıklamaya bakılırsa, vatandaşı önümüzdeki günlerde çok ciddi ekonomik sıkıntılar beklemektedir.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz; “Para politikasındaki sıkı duruşun özel tüketimi etkilemeye önümüzdeki dönemde de devam edeceğini” ifade ederek yaşanacak sıkıntıların sinyalini vermişti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ülke ve dünya ekonomisine ve siyasetine getirdiği farklı ve haklı yorumlarını sürekli takip ettiğimiz için gerek siyasi, gerek ekonomi hareketlerini bir adım önden takip ettiğimizi söylemek abartılı bir tespit değildir.
Sayın Baş; AKP iktidarının ekonomide uyguladığı sıkı para politikasının vatandaşı açlığa, işsizliğe yoksulluğa sevk edeceğini senelerdir söylemektedir. Ve söylenenler de çıkmaktadır. BTP Lideri Sayın Baş, tüketim eksenli olarak hazırladığı “Milli Ekonomi Modeli” ile emisyonun artırılarak tüketiciyi destekleyen, tüketimle de üretimin tetiklenerek emme basma tulumba gibi ekonomik dengelerin sağlanacağını, böylece de sosyal adaletin gerçekleşeceğini sürekli savunmaktadır. Bunun dışında tüm yoların çıkmaz sokak olduğunu dünyanın girdiği ekonomik durgunluk göstermiştir

Esnafla sıkı bir temas içinde olduğumuz için, yaptığımız ziyaretlerde hallerini çok yakından takip edebilme şansımız olmaktadır. Vatandaşın cebinde para olmayınca, alışverişi etkilediğini, bunun da toplumun her kesimini etkilediğini görmekteyiz. Vatandaş manzaralarıyla bu durum herkesin malumu ama yaşanan örnekler giderek daha da vahim bir vaziyet almaktadır.
Son bir gün içerisinde yaşadıklarımı aktarayım;
Ayakkabı tamircisine ayakkabımı tamir için uğradım. Bu arada öğle saati olduğundan çırak bir ekmek arası dürüm getirdi. Başladı beklemeye, usta soruyor; “para mı bekliyorsun, borcumuz ne kadar?” çırak ; “evet, 1,5 ytl” usta kırık çekmeceyi karıştırıyor. Utangaç bir tavırla; “sen git ben yollarım”.
“İşler nasıl diye usta” diye sordum. Bir dokun bin ah işit derler ya, başladı; “valla ağabey günün şu saati olmuş siftah yok, ben senelerdir bu işi yaparım ve gördüğün gibi caddenin de işlek yerindeyiz. Adam ayakkabısını tamir ettirmez mi yahu? Bizim işimiz ölmez bir iş, çünkü tamirciyiz. Zaten vatandaşın yeni ayakkabı almaya gücü yok, tamir de mi yaptırmaz?”
Biz de; “Eee usta para olmazsa vatandaş ne yapsın” demekten başka söyleyecek bir söz bulamadık.
Sürekli yolumuzun üstündeki çaycı arkadaşa uğradık, baktım ki eli yüzünde oturuyor. Sordum; “ne o İsa usta moralin mi bozuk, yoksa hasta mısın?”. “Yok be hocam keşke iş olsaydı da bende hasta olsaydım ben evelallah hasta halimle gene çalışırım, yeter ki iş olsun, durgunluğum işsizliktendir. Millet çay içmeyi de terk etti. Haftada  sattığımız çay oranı yarıya düştü. 2 ortak iki çırak ne yapacağız şaşırdık. Akşama kadar ayak üstü çalışıyoruz ama nafile”. Biz de ayakkabıcıya söylediğimiz sözü çaycı İsa’ya da söylüyoruz; “Eee usta para olmazsa vatandaş ne yapsın”.  
Yaşanan son olaylar ve meydana çıkan veriler gösteriyor ki; ekonominin iyiye gittiğini söylemek bu zamanın en büyük gafı niteliğindedir. Bu güne kadar farklı teknikler uygulanarak vatandaşın gözünden saklanan ekonomideki sapmalar, nihayet rakamlara da yansımaya başladı. Yani “mızrak çuvala gizlenmez” atasözü tecelli etmeye başladı.
Hükümet ekonominin rakamlarıyla oynaya dursun, vatandaş bitme noktasına gelmiştir. Çöken sadece ekonomi değil, insanların gelecekten umutları da tükenmektedir. Yani uzun sözün kısası insanın bizatihi kendisi çöküntüdedir. Vatandaşı yöneten hüküm sahiplerine, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye yaptığı nasihati hatırlatarak yazımızı bitirelim; “Mülkiyet, saltanat sende diye insanları hor görme. İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın”.

Uğur Kepekçi-TUNALIM

1:29 PM - 3/10/2008 - comments {0} - post comment

TARİHİMİZDEN VAZ MI GEÇELİM?

 

zalimsultanux6
 
Erzurum’un Aşkale ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun temsili olarak (tarihte yaşanan Ermeni vahşetinin) canlandırılmasından yazılı ve görsel malum medya grubu çok rahatsız olmuşlar. Ve bundan sonra kurtuluş günlerinde bu gibi vahşet sahnelerin canlandırılmaması için kollarını sıvadılar. Kanal D’de Mehmet Ali Birant günün yorumunu bile bu konuya ayırarak; ‘Milliyetçi geçinenlere, ulusalcı geçinenlere tarihte yaşanan bu tip olayların canlandırılarak yeni nesillere anlatılmasının Ermeni vatandaşlara karşı kin ve nefret oluşturacağını, bunun da gençleri eline silah alıp cinayetler işlemeye sevk edeceğini’ dile getirerek, yapılması gerekenin bu olayların unutulup, hoşgörü ve diyalogdan yana olunmasını savundu…


Görüyor musunuz değerli dostlar, Türk’ün tarihini bile öğrenmesine karşı çıkılan, her dini ve milli meselede önümüze konulan şey aynı senaryo; “hoşgörü ve diyalog”. Hep aynı mantık; “taşları bağlamak köpekleri salıvermek”
Malum medya ve Sayın Birant’a şunu sormak lazım; Aşkale’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıldönümü düzenleniyor ve 90 yıldır kimse eline silah da almıyor, kimseyi de katletmiyor. Siyasi amaçlı işlenmiş ve hala perdenin arkasının aralanmadığı birkaç olay gerçekleşti diye kurtuluş günlerimizden mi vaz geçelim? Hem bu tip törenler ülkenin her herinde yapılır ve vatandaşın seyrettiği canlandırma karşısında milli tarih şuuru tazelenir o kadar…

Tarihte bizden başka bir millet var mı ki kendi tarihi unutturulmak istensin! Kahramanlıklarla dolu tarihimizde kazanılan zaferlerin kime karşı ve nasıl yapıldığını bırakın unutmayı, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar gün ışığına çıkarılması lazım ki gerçek dost ve gerçek düşmanlar bilinsin. Biz tarihte yapılan bu vahşetlerin öcünü alalım falan demiyoruz. Ancak uyanık olun, bu millet ve devletlerle yapacağınız ilişkilerde dikkatli olun, dün bu kötülüğü yapan bu millet ve devletler aynı kötülükleri yine yapabilir.

Çok kıymetli hocam Sayın Prof. Dr. Ata Selçuk beyefendi İngiltere yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor; “İlmi çalışmalar yapmak amacıyla İngiltere’de bulunuyordum. İngiltere’de bir anıt yapıldığını o anıtın halka açık ve özellikle de öğrencilere mutlaka ziyaret ettirildiğini öğrendim. Üniversitede bir öğretim üyesine sordum; ‘bu ne anıtıdır’diye. O da bana; ‘Bu anıt Çanakkale’de hayatını kaybeden kahraman askerlerimizin anısına yapılmıştır. Gençler görsün ki unutmasın’. Ben de ona; ‘Peki bu askerler burada mı öldüler yoksa Türkiye’de mi?’ Cevaben ‘Çanakkale’de’ dedi ben de ona; ‘Peki ne işleri vardı orada? Benim ülkemi işgal için geldiler, atalarımız da onlara gereken dersi vermiş. Şimdi gelsinler yine gereken dersi veririz’ deyince öğretim üyesi neye uğradığını şaşırdı”

Sayın Birant’a ve malum medya mensuplarına ithaf olunur... Bakın hiçbir millet kendi tarihini unutturmaz ve biz de unutturmamalıyız. Burada kastımız düşmanlıkları artırmak değil, milli tarih şuuru ile milli direncimizi sağlamlaştırmaktır.
Uğur Kpekçi--TUNALIM

8:49 AM - 3/7/2008 - comments {0} - post comment

ABD TEK BAŞINA BATMIYORKİ !...


  ABD, batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.
Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı” varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar.
Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak… Aldanmayın.
ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.
Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur.
Sosyalizmden sonra liberal–kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor.
ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu.
Hazinelerine “rezerv” diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi… Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv” diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile… ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor.
ABD, “liberal–kapitalizm rayı”ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…
Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor.
Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar.
Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı…
Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!
Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8–9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu.
İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.
ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor.
Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak.
Büyük Ortadoğu Projesi’ne(BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.
Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir.
Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.
Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP”un stratejik ortaklarıdırlar.
AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Geçen günkü yazımda işte bunu sormuştum.
Hiçbir farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.
CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı”nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL–M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.
Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor.
Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!
Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL–M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.
Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak… Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile…?!
Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP… Bu gerçeği anladık, anladık.
Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada! ..
TUNALIM...


7:50 AM - 3/2/2008 - comments {2} - post comment

FİLİSTİN'İ TANIYALIM


Filistin Gazze Bölgesi
1947'de Filistin'in BM tarafından işgalci yahudilerle o toprakların asıl sahipleri olan Filistinliler arasında paylaştırılmasının haritası
Arafat'ın özerk yönetimi sadece sembolik bir yönetimdir
Haçlı saldırılarına karşı uzun süre mücadele veren Memlüklere mensup bir askerin temsili resmi
Müftü Emin el-Huseyni. Yahudi göçüne karşı gerçekleştirilen en geniş çaplı hareket 15 Nisan 1936'da Kudüs müftüsü Emin el-Huseyni'nin öncülüğünde başlatılan genel grevdir. Altı ay süren grevden sonra yahudi göçünü durdurma sözü veren İngilizler daha sonra sözlerinden döndüler. Grevde öncülük edenleri de ya öldürdü, ya sürgün etti, ya da hapse attılar. Emin el-Huseyni de onların zulümlerinden kurtulabilmek için Filistin'i terk etmek zorunda kaldı.
HAMAS mücahitleri bir gösteride. Filistin'deki İslâmi örgütlerin başında kısa adı HAMAS olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi gelmektedir. Bu hareket Müslüman Kardeşler'in bir kolu sayılır. Hareketin çekirdeğini de 1948'de Müslüman Kardeşler'in kamplarında eğitilen Filistinli gençler oluşturmuşlardır. Ancak adını en çok 1987'de başlayan intifadadan sonra duyurmaya başladı. Örgütün İzzettin Kassam Birlikleri adını taşıyan bir askeri kolu vardır. HAMAS, kurduğu özel okullar, yardım kuruluşları, sağlık klinikleri, zekât komiteleri vasıtasıyla da Filistin halkına hizmet etmektedir. Bu hizmetleriyle Filistin halkının geniş çaplı desteğini kazanmıştır.
1935 direnişinin önderi İzzettin el-Kassam. Filistin'in bağımsızlığı yolunda başarılı bir mücadele veren İzzettin el-Kassam 1935'te cihad eğitimi için dağa çıktığı bir sırada beş yüz kişilik bir İngiliz birliği tarafından kuşatılarak şehid edildi.
Gazze'den ekmek parası kazanmak için 1948'de işgal edilmiş topraklara giriş yapan Filistinlilerin oluşturduğu kuyruklar
Ortadoğu bölgesinde bulunan Filistin toprakları güneyden Lübnan, güneydoğudan Suriye, doğudan Ürdün, kuzeyden Kızıldeniz, kuzeybatıdan Mısır, batıdan Akdeniz ile çevrilidir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün ırmağının doğusu Doğu Yaka, batısı Batı Yaka olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır.
Lübnan'daki mülteci kamplarından birinde ikamet eden bir Filistinli kadın çocuğuyla birlikte. İsrail'in kuruluşu ve bu kuruluşun 181 sayılı BM Genel Kurulu kararına dayandırılmasıyla 960 bin Filistinli Arap evsiz, mülteci durumuna sokuldu.

Filistin

(Gazze bölgesi hakkında aşağıda ayrıca bilgi verilmiştir.)

Önemli şehirleri: Kudüs (Nüfusu: 550.000), Yafa, Hayfa, Gazze, Nablus, Eriha, Akka.

Yüzölçümü: 28.220 km2

Nüfusu: 7.220.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 87'si şehirlerde yaşamaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 255.8

Nüfus artış hızı: % 3.7

Etnik yapı: 1948'de işgal edilmiş olan topraklarda yaşayanların % 79'u yahudi, % 21'i Filistinlidir. 1967'de işgal edilmiş olan Batı Yaka'da ise nüfusun % 91'ini Filistinliler, % 9'unu yahudiler oluşturur. Filistinlilerin tamamına yakını Araptır, az sayıda Çerkez vardır.

Dil: Yahudiler İbranice, Filistinliler Arapça konuşur.

Din: 1948'de işgal edilmiş topraklarda yaşayanların % 79'u yahudi, % 5'i hıristiyan, % 16'sı Müslümandır. 1967'de işgal edilmiş olan Doğu Kudüs ve Batı Yaka bölgelerinde ise nüfusun % 76'sı Müslüman, % 17.5'i yahudi, yaklaşık % 5.5'i hıristiyan, kalanı da diğer dinlere mensuptur. Müslümanların geneli sünni ve şafiidir.

Coğrafi durumu: Ortadoğu bölgesinde bulunan Filistin toprakları güneyden Lübnan, güneydoğudan Suriye, doğudan Ürdün, kuzeyden Kızıldeniz, kuzeybatıdan Mısır, batıdan Akdeniz ile çevrilidir. En önemli akarsuları Şeria Nehri olarak da adlandırılan Ürdün Nehri'yle Yermük Nehri'dir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün ırmağının doğusu Doğu Yaka, batısı Batı Yaka olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır. Ürdün Irmağı batısı işgal altında, doğusu Ürdün'ün elinde olan Lut gölüne akar. Ölü Deniz olarak da adlandırılan Lut gölü tuz ve fosfat bakımından zengindir.

Yönetim şekli: Bugünkü Filistin topraklarının üzerindeki yönetim bir siyonist işgal yönetimidir. Gazze ve Batı Yaka'da kurdurulan özerk yönetim ise işgal yönetimine bağlı bir yerel yönetim niteliğindedir. Bu yönetim dış işlerinde tamamen işgal yönetimine bağlıdır. Emniyet güçlerini sadece Filistinlilere karşı kullanma hakkına sahiptir. Bu bölgede oturan yahudi yerleşimcilere karşı özerk yönetime bağlı emniyet güçlerinin kullanılmaması özerklik anlaşmasında şarta bağlanmıştır.

Tarihi: Filistin bir çok peygamberin yaşamış olduğu bir beldedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu toprakların kutsal kılındığı ifade edilmektedir. Filistin topraklarının peygamberler diyarı olması bu toprakların vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılmasını ve kendisine özel bir değer verilmesini sağlamıştır. Vahye dayanan dinlerin sonuncusu olan İslâm da bu topraklara ayrı bir değer vermiştir. Kudüs'teki Mescidi Aksa da Müslümanların ilk kıbleleri olmuştu. Dolayısıyla Kudüs ve Mescidi Aksa Müslümanlar için bu açıdan da ayrı bir değer taşır. Kudüs'ün ve Filistin topraklarının İslâm açısından taşıdığı değer ve kudsiyet dolayısıyla Medine'de kurulan İslâm devletinin kuzeye doğru sınırlarının genişlemesiyle birlikte Müslümanlar Filistin topraklarına yöneldiler. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Filistin üzerine M. 633'te iki küçük birlik gönderdi. Bu birlikler önemli başarılar gösterdiler. Daha sonra 634'te İslâm ordusunun Remle yakınlarında Bizans ordusuna karşı kazandığı zaferle Kudüs dışındaki bütün Filistin toprakları fethedildi. Kudüs'ün fethi ise 638'de ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) döneminde gerçekleşti. Bu fetihten sonra Kudüs ve çevresi 1097'ye kadar sürekli Müslümanların hâkimiyetinde kaldı. 1097'de haçlı ordularının kırk gün süren şiddetli kuşatmaları sonunda bu kutsal belde hıristiyanların eline geçti. Haçlılar Kudüs'ü işgal ettikten sonra bir hafta süreyle şehirde katliam gerçekleştirdiler. Bu katliamda Müslümanlardan yetmiş bin kişi öldürüldü. Haçlı işgali yaklaşık doksan yıl sürdü. Bu işgale 1186 yılında Salahuddin Eyyubi son verdi. Haçlıların Kudüs üzerindeki ikinci hâkimiyetleri, bir ara Mısır hükümdarlığı yapan İsa el-Kâmil'in 1243'te Kudüs'ü, kendisine ve kardeşine yardımcı olan Bizans imparatoruna hediye etmesiyle gerçekleşti. Ancak bu hediye olayının üzerinden birkaç ay geçmeden Müslümanlar, Necmeddin el-Eyyubi'nin komutasında Kudüs'ü geri almayı başardılar. Yavuz Sultan Selim'in 1516'da gerçekleştirdiği Mısır seferi sonrasında Kudüs ve Filistin Osmanlı devletine bağlandı. 1918 İngiliz işgaline kadar da Osmanlı yönetiminde kaldı. İngilizlerin 1918'de Filistin topraklarını işgal etmeleri zamanın Mekke şerifi ve bugünkü Ürdün krallığının kurucusu Şerif Hüseyin'in yardımıyla oldu. İngiliz dışişleri bakanı Artur Belfur tarafından 1917'de Filistin toprakları üzerinde bir yahudi devleti kurdurulacağı yolunda bir deklarasyon yayınlandı. Çok geçmeden İngilizler Filistin topraklarını işgal ettiler. İngiliz işgali 24 Temmuz 1922 tarihinde bugünkü Birleşmiş Milletler konumunda olan Milletler Cemiyeti tarafından onaylandı ve Filistin toprakları resmen İngilizlerin vesayetine verildi. İngiliz işgalinden sonra yahudilerin Filistin topraklarına göçü de hızlandı. İşgal yönetimi yahudilerin bu topraklara yerleşebilmeleri için her türlü imkânı hazırlıyordu. Bunun yanı sıra işgalle birlikte katliamlar, sürgünler ve haksızlıklar da başladı. İngiliz işgalciler bir yandan Müslümanları öldürerek mülklerini ellerinden alırken diğer yandan yahudilerin bu topraklardan mülk edinmelerini ve yerleşmelerini kolaylaştırıyorlardı. Filistinli Müslümanlar işgal yönetimine ve yahudi göçüne karşı mücadele ettiler. Bu doğrultuda zaman zaman ayaklanmalar gerçekleştirildi. Filistinliler mücadelelerini organize için örgütler de kurdular. Yahudi göçüne karşı gerçekleştirilen en geniş çaplı hareket 15 Nisan 1936'da Kudüs müftüsü Emin el-Huseyni'nin öncülüğünde başlatılan genel grevdir. Altı ay süren grevden sonra yahudi göçünü durdurma sözü veren İngilizler daha sonra sözlerinden döndüler. Grevde öncülük edenleri de ya öldürdü, ya sürgün etti, ya da hapse attılar. İngilizler yerlerine yahudileri bırakarak 1947'de Filistin'den çekilmeye başladılar. Bunun hemen arkasından yahudiler kendi devletlerini kurabilmek için bir iç çatışma başlattılar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1947'de Filistin topraklarının Araplarla yahudiler arasında paylaştırılmasına dair bir karar aldı. 181 sayılı bu karar Filistin topraklarının % 55'ini ve verimli kısımlarını yahudilere, genellikle verimsiz ve çölden ibaret % 45'ini de Araplara veriyordu. Yahudilerin çıkardıkları tedhiş olayları ve iç savaş sebebiyle İngilizler 1948'de Filistin topraklarından tamamen çekildiler. Bunun ardından yahudiler BM'in kendilerine verdiği toprakların üçte biri oranında daha toprak işgal ederek 14 Mayıs 1948'de İsrail devletinin kuruluş deklarasyonunu yayınladılar. İsrail'in kuruluşu ve bu kuruluşun 181 sayılı BM Genel Kurulu kararına dayandırılmasıyla 960 bin Filistinli Arap evsiz, mülteci durumuna sokuldu. Filistinlilere yapılan zulüm ve işkencelerin yanı sıra İsrail'in henüz elli yılı doldurmamış olan ömründe altı büyük savaş vardır. Bunların birincisi 1948'de İsrail'in kuruluşuyla birlikte patlak veren savaş, ikincisi 1956'da bu ülkenin Fransa ve İngiltere'nin desteğiyle Mısır'a karşı açtığı savaş, üçüncüsü 1967'de ABD desteğinde Mısır, Suriye ve Ürdün'e karşı gerçekleştirilen savaş, dördüncüsü 1968'de Ürdün'e saldırı, beşincisi 1973'te İsrail tarafından başlatılan Arap - İsrail savaşı altıncısı da 1982 Lübnan işgalidir. Bu ülkenin tek taraflı olarak komşularına karşı saldırılar da eklenince İsrail'in savaşsız bir gününün geçmediği söylenebilir. Filistin halkı da sürekli bir bağımsızlık mücadelesi verdi. Zaman zaman çeşitli kanlı çatışmalar oldu. Ancak en geniş çaplı mücadele 8 Aralık 1987'de Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin öncülüğünde başlatılan intifadadır. İntifada, 7 Aralık 1987'de Filistinli işçileri taşıyan arabaya bir yahudinin kamyonetiyle çarparak dört Filistinlinin ölümüne dokuz Filistinlinin de yaralanmasına sebep olması üzerine başladı. İsrail'in intifadayı durdurmak için başvurduğu uygulamaların hiçbiri sonuç vermedi. Bunun üzerine gerçekte Filistin halkını temsil etmeyen bazı kişileri karşısına alarak onlarla barış görüşmeleri yapmaya başladı. Filistin meselesinin barış yoluyla bir çözüme kavuşturulması için görüşmelere 1991 Ekim'inde İspanya'nın başkenti Madrid'de başlandı. 1992'de de devam edildi. Ancak bütün yıl boyunca aralıklı olarak değişik yerlerde gerçekleştirilen barış görüşmelerinden herhangi bir sonuç alınamadı. Filistin İslâmi Direniş Hareketi, bu görüşmelere ve siyonistlerle pazarlığa oturmaya başından itibaren karşı çıktı. Sonuçta 13 Eylül 1993 tarihinde Gazze ve Eriha'ya özerklik verilmesine dair bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Filistin topraklarının % 5'inden daha az bir kısmında siyonist İsrail yönetimi kontrolünde ve yerel hizmetleri yürütme ve iç güvenliği sağlama dışında hiç bir yetkiye sahip olmayan bir özerk yönetim kurulacak buna karşılık siyonistlerin kalan Filistin toprakları üzerindeki hâkimiyeti resmen tanınmış olacaktı. Anlaşma İsrail kuvvetlerinin 15 Ocak 1994'ten itibaren Filistin topraklarından çekilmesini gerektiriyordu. Ancak İsrail daha sonra bazı pürüzler ortaya çıkararak çekilmeyi geciktirdi. Sonra pürüzler İsrail'in lehine giderildi ve çekilme işlemi ancak Mayıs 1994'ten itibaren başladı.

İslami Hareket: Filistin'deki İslâmi örgütlerin başında kısa adı HAMAS olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi gelmektedir. Bu hareket Müslüman Kardeşler'in bir kolu sayılır. Hareketin çekirdeğini de 1948'de Müslüman Kardeşler'in kamplarında eğitilen Filistinli gençler oluşturmuşlardır. Ancak adını en çok 1987'de başlayan intifadadan sonra duyurmaya başladı. İntifadanın başından beri öncülüğünü etmiştir. Hareketin en güçlü olduğu bölge Gazze'dir. Ancak Filistin'in diğer bölgelerinde de öteki gruplardan daha güçlüdür. Özellikle üniversite öğrencileri arasında etkilidir. Örgütün İzzettin Kassam Birlikleri adını taşıyan bir askeri kolu vardır. HAMAS, kurduğu özel okullar, yardım kuruluşları, sağlık klinikleri, zekât komiteleri vasıtasıyla da Filistin halkına hizmet etmektedir. Bu hizmetleriyle Filistin halkının geniş çaplı desteğini kazanmıştır. HAMAS'tan sonra İslâmi Cihad Örgütü gelir. Bu örgüt kuruluşunu 1986'da gerçekleştirdi ve bazı küçük İslâmi grupları bünyesinde topladı. Halk arasında geniş bir taraftar kitlesine sahip değildir. Aksa Şehitleri Birlikleri adında bir askeri kolu vardır. Filistin'de bunların yanı sıra bazı tasavvufi cemaatler de mevcuttur. Ancak bu cemaatler gençler arasında pek etkili değildir.

Ayrıca bkz. Filistin'deki İslami Hareketin Gelişme Süreci ve Bugün Geldiği Nokta

Tanınmış İslâmi Hareket Önderleri:

İzzettin Kassam: 1880'de Suriye'nin Cebele şehrinde doğan ve 1896 - 1906 arasında Mısır'da el-Ezher Üniversitesi'nde tahsil gören İzzettin el-Kassam 1921'de Filistin'in Hayfa şehrine yerleşerek hem ders vermeye hem de Filistin halkını İslâmi yönden şuurlandırmak için vaaz ve irşada başladı. Yahudi tehlikesine karşı halkı uyanık olmaya çağıran ve vaazlarında cihad konusuna ağırlık veren İzzettin el-Kassam sonraki yıllarda fiili olarak cihad için hazırlıklara ve gençleri bu amaçla eğitmeye başladı. 1931'de de onun öncülüğünde cihad hareketi başlatıldı. Filistin'in bağımsızlığı yolunda başarılı bir mücadele veren İzzettin el-Kassam 1935'te cihad eğitimi için dağa çıktığı bir sırada beş yüz kişilik bir İngiliz birliği tarafından kuşatılarak şehid edildi.

Ahmed Yasin: 1937'de Filistin'in Askalan şehrinde doğdu. 1948'de yahudilerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmeleri üzerine ailesiyle birlikte Gazze'ye göç etti. 1952 yazında yüzme esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu. Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı. Gazze'de İslâm Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı. 1984'te tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda İsrail'i yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkum edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle yahudiler arasında gerçekleştirilen bir esir değişiminde serbest bırakıldı. HAMAS'ın manevi lideri ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü. 18.5.1989'da tekrar tutuklandı.

Ekonomi: Yahudilerde kişi başına düşen milli gelir 11.330 dolardır. Bu miktar Filistinlilerde 1200 dolar civarındadır. 1948'de işgal edilmiş olan topraklarda yaşayanların % 21'i sanayi sektöründe, % 3.3'ü tarım alanında, Batı Yaka'da yaşayanlarınsa % 13'ü sanayi sektöründe, % 20'si tarım alanında çalışmaktadır. 1948'de işgal edilmiş olan toprakların % 28'i, Batı Yaka topraklarının % 32'si tarıma elverişlidir. Yahudilerde ortalama 5 kişiye, çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu bölgelerde ise 16 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Sağlık: Nüfusun beşte dördünü yahudilerin oluşturduğu 1948'de işgal edilmiş topraklarda ortalama 350 kişiye, çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu Batı Yaka'da ise 1500 kişiye bir doktor düşmektedir.

Eğitim: Batı Yaka'da 420 civarında ilkokul, 4 yükseköğretim kurumu vardır.

Gazze ve Eriha

FKÖ ile İsrail arasında yapılan anlaşma sonucu kurdurulan özerk yönetimin hükmüne verilen bölgelerden Eriha, Batı Yaka'da yer alan 10.000 nüfuslu küçük bir kasabadır. Filistin'in batı kesiminde Akdeniz kıyısında bulunan ve Eriha'yla doğrudan bağlantısı olmayan Gazze bölgesi hakkında da aşağıdaki bilgileri vermeyi uygun görüyoruz:

Yüzölçümü: 363 km2 (Tüm Filistin'in % 1.28'i).

Nüfusu: 900.000 (1993 tahmini). Bu nüfusun % 75'ini Filistin'in değişik yörelerinden buraya sığınmış olan mülteciler oluşturmaktadır. Ortalama ömür 66 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 41'dir. Nüfusun % 51'ini 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 2479.3

Nüfus artış hızı: % 4.3

Etnik yapı: Bu bölgede yaşayanların % 99.5'i Filistinli, % 0.5'i yahudidir.

Din: Bu bölgedeki nüfusun % 98.8'i Müslüman, % 0.7'si hıristiyan, % 0.5'i yahudidir.

Coğrafi durumu: Filistin'in batı kesimine düşer. Doğudan 1948'de işgal edilmiş olan Filistin toprakları, batıdan Akdeniz, güneybatıdan Mısır'la çevrilidir. Bölgeye Akdeniz iklimi hâkimdir. Topraklarının % 53'ü tarıma elverişlidir.

Ekonomi: Bölge ekonomisi daha çok tarım, sanayi ve balıkçılığa dayanır. Yetiştirilen tarım ürünlerinin başında çeşitli sebze ve meyveler gelir. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 22'dir ve çalışan nüfusun % 19.5'i bu alanda iş görmektedir. 1992'de 1000 ton tahıl (bölgede yaşayan halkın ihtiyacının 250'de biri), 22 bin ton yer bitkileri, 120 bin ton meyve, 10 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl bölgede 4 bin baş sığır, 24 bin baş koyun bulunuyordu. 1991'de 500 ton balık avlanmıştır. Önceleri daha çok balık avlanıyor ve birçok aile geçimini balıkçılıkla sağlıyordu. Ancak İsrail yönetimi intifada sonrasında Gazzelilerin çoğuna balık avlama yasağı koydu. Gazze'de yaşayanların % 99'u fakirlik sınırının altında bir gelire sahiptir. Özellikle intifada sonrasında İsrail tarafından uygulanan ekonomik boykot bölge halkını iyice fakirleştirmiştir. Bu bölgede 30 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Kişi başına düşen milli gelir: 590 dolar.

Sanayi: Bölgedeki sanayi kuruluşları küçük ve orta sanayi kuruluşlarıdır. Bunlar da genellikle gıda maddeleri ve meşrubat üretimi, tekstil, konfeksiyon, mobilya, inşaat malzemeleri üretimi ve madeni ve toprak eşya üretimiyle ilgilidir. İmalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 13'tür. Çalışan nüfusun yaklaşık % 10'u sanayi sektöründe iş görmektedir.

Eğitim: Bölgedeki tüm ilk, orta ve mesleki okulların sayısı 320 kadardır. Ayrıca camilerde ve hayır kurumları tarafından açılan özel eğitim kurumlarında din eğitimi verilmektedir. Bölge halkına hizmet veren tek üniversite Gazze İslâm Üniversitesi'dir. Bu üniversite intifadanın başlatılmasından sonra İsrail tarafından kapatıldı ve uzun süre kapalı tutuldu. Bölgede yaşayanlardan 25 yaş üzerindekilerin % 10'u yüksek öğrenim görmüştür. Okuma yazma bilenlerin oranı % 90'dan fazladır.

Sağlık: Ortalama 2000 kişiye bir doktor düşmektedir.

TUNALIM...

10:33 AM - 3/1/2008 - comments {0} - post comment

KUZEY IRAK'TAN HABERLER

 
  Ey   Şanlı Türk  Askeri!..Türk milleti sizinle gurur duyuyor.Allah(cc)yar ve yardımcınız olsun...
PKK’lıların üzerinde peşmerge kimliği çıktı
 

TSK’nın 21 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü kara harekatında etkisiz hale getirilen terörist sayısı 100’ü aştı. Öldürülen bazı PKK’lıların üzerinden peşmergelerin kimliği çıkması dikkat çekti



Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki terör örgütü PKK yuvalarına yönelik geçen perşembe gecesi başlattığı ‘Güneş’ adı verilen sınır ötesi kara harekat sürerken, savaş uçakları ise havadan destek veriyor. Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı 8. Ana jet üssünden dün sabah saat 05:30 sıralarında kalkan 6 adet  F–16 savaş uçağı Mehmetçiğin kara harekatı operasyonu düzenlediği Haftani Dağlarına doğru hareket etti. Günün ilk ışıklarında uzun menzili füzeler ile kalkan savaş uçakların terör kamplarını yerle bir ettiği öğrenildi. Diyarbakır’da şafakta başlayan olağanüstü hava hareketliği ise dün günboyu devam etti. Hangarlardan çıkan 14 adet F–16 savaş uçağı Kuzey Irak sınırına doğru yol aldı.  

Yüzü aşkın terörist öldürüldü
TSK’nın 21 Şubat tarihinden bu yana sürdürdüğü kara harekatında etkisiz hale getirilen terörist sayısının 100’ü bulduğu ifade edilirken, öldürülen bazı PKK’lıların üzerinde liderliğini Mesut Barzani’nin yaptığı Kürdistan Demokrat Partisi bünyesinde bulunan peşmerge asker kimliği çıktı. Bölücü terör örgütüne ağır zaiyat veren Mehmetçik havanın – 40 dereceyi bulduğu dağlık zorlu coğrafyada amansız operasyonlarını aralıksız sürdürüyor.    

Bordo bereliler Zap kampına indi 
Binlerce asker ile sınır ötesi operasyonda öncülük eden Bordo Bereli özel komandolar, örgütün Kandil’den sonra en önemli kampları olan Zap ve Hakurk’u hedef aldı. Bordo Bereliler, Zap Kampı’na teröristlerin girilemez gözüyle baktığı ve en önemli girişlerinden olan Çiyane Reş bölgesinden operasyon düzenledi. Zap Kampı’nın 7 ayrı bölgesinde komandolarla teröristler arasında şiddetli çatışmalar önceki geceden beri sürüyor.

PKK terör örgütüne yönelik operasyonların sürdüğü Kuzey Irak’ın Haftani, Hakurk, Zap ve Avaşin bölgesine 3 günden buyana çok sayıda zırhlı araç ve komanda sevk edilirken, Irak’ın sınırındaki birlikler Genelkurmay Başkanlığı emri ile kırmızı alarma geçti. Şırnak’ın Uludere ve Beytüşşebap ilçeleri ile Hakkari’nin Çukurca kırsalında teröristlerin Türkiye’ye sızmalarına karşı askerler yüksek dağlara kurulan nöbet kulelerinde gece görüşlü termal kameralar ile sınırda kuş uçurtmuyor. Tansiyonun her geçen gün yükseldiği bölgede Mehmetçik özel dedektörler ile yollarda mayın arama faaliyetlerini ise sürdürüyor.   


Yeni Mesaj...
TUNALIM...

8:05 PM - 2/24/2008 - comments {0} - post comment

ENTEGRE OLMAKMI?..

                

 

 

 

Başbakan R.T. Erdoğan Almanya’da, Alman Başbakanı Angele Merker ile birlikte yaptığı basın toplantısında çok manidar ifadeler kullandı; ‘Medeniyetler ittifakının gerçekleşmesi için eğitim, gençlik, medya, göç ve entegrasyon’ ayaklarından bahsetti. Sonra da bu entegrasyonun çerçevesini çizerek Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına şu tavsiyelerde bulundu;

– “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz”.
– “Buradaki huzurunuz Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür”.
– “Şimdiye kadar burada yaşayan 700 bin vatandaşımız Alman vatandaşı oldu, inşallah yakında diğerleri de Alman vatandaşı olur”…                                                                

Bir fikrin -doğru veya yanlış-, bireysel olarak savunulması bir noktaya kadar normal karşılanabilir ancak; bir ülkeyi temsil eden, millet adına konuşan devlet adamının bir fikri veya görüşü ortaya koyarken daha hassas davranması gerektiği kanaatindeyim. Ben bir Müslüman Türk vatandaşı olarak Başbakanın belirttiği düşünceleri asla ve asla kabul etmiyorum. Bu kabullenmeyiş, taşıdığım iman ve aidiyet duygusu ile alakalıdır. Çünkü bir milleti millet yapan; bayrağıdır, dilidir, ırkıdır, dinidir. Bu nasıl bir garip durum ki; milleti millet yapan unsurlardan vazgeçmeyi devletin en resmî ağzı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı dillendiriyor..!

Vatandaşlar kendilerine sahip çıkılmasını beklerken; ‘Huzur istiyorsanız Alman vatandaşı olacaksınız’ şeklinde bir ifade ile karşı karşıya kaldı. Canı yanan, milletinin fertlerini kaybeden vatandaşlara moral verilecek cümleler bunlar olmamalıydı. ‘Biz devlet olarak sizin yanınızdayız bütün haklarınızı sonuna kadar savunacağız, sizi kimse yıldırmasın, birlik olun, kuvvetli olun, kendi kimliğinizi ve benliğiniz kaybetmeyin siz bizim kültür elçilerimizsiniz. Türklüğünüzden gurur duyun ve mutlaka benliğinizi, Türklüğünüzü koruyun’ gibi ifadeleri duymak isterlerdi sanırım…
Görünen o ki Sayın Erdoğan, ‘BOP Eş Başkanlık’ görevine bayağı ısınmış ki, insanlıktan nasibi olmayan, vatandaşlarımızı diri yakan barbarların memleketinde, mağdur vatandaşlarımıza; “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz. Buradaki huzurunuz, Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür” ifadesiyle gurbetçi Türklerin, Almanlar tarafından sindirilmesinin kapısını aralayacak öğütlerde bulunmuştur. Esasen bu cümleler bir tavsiyenin de ötesinde, 22 İslam ülkesine verilecek ev ödevi niteliğinde bir telkindir, BOP paydasında yok oluşun başlangıcıdır.
Ey dindar geçinen hacılar, hocalar, takvacılar..! Dilinizi, ırkınızı, dininizi, milliyetinizi bırakarak Başbakanın tavsiyesine uyarak BOP’a entegre olmaya hazır mısınız..!
Uğur Kepekçi-TUNALIM…

4:41 AM - 2/15/2008 - comments {0} - post comment

Last Page Next Page
Description
Kültür,bir milletin temelidir

Home
User Profile
Archives
Friends
Kişisel sitem

Recent Entries
- LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI..
- MTA GENEL MÜDÜRÜ DE BTP Lİ GİBİ...
- PARTİLER ve SLOGANLAR
- TARİH SAHNESİNDE KALABİLMEK İÇİN..
- ALMANYA RESESYONA GİRDİ...
- NASIL KALKINACAĞIMIZI DÜNYAYA GÖSTERECEĞİZ..
- ''OBAMA BAŞKAN'' UMARIM DÜNYA BARIŞINA KATKISI OLUR..
- HAJAR MOROCCO FASHIONE(fas music videos)
- RAZGRAT RESİMLERİ (Bulgaristan)
- BTP NİN TARİHİ MİSYONU
- PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ
- KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR
- KELDEN MERHEM BEKLENMEZ...
- KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...
- İNSANI YAŞATKİ,DEVLET YAŞASIN...
- TARİHİMİZDEN VAZ MI GEÇELİM?
- ABD TEK BAŞINA BATMIYORKİ !...
- FİLİSTİN'İ TANIYALIM
- KUZEY IRAK'TAN HABERLER
- ENTEGRE OLMAKMI?..

Friends